Mortgage’ta vergi teşviki kaosu…
Mortgage Yasası nihayet Meclis’te görüşülmeye başlandı. Yeni bir sistem getiren yasanın gündeme alınmasıyla “vergi teşviki olsun mu, olmasın mı” en önemli tartışma konusu oldu.
“Teşvik olsun” diyenlerle, “hayır olmasın” diyenler iki ayrı cepheye bölünerek hararetle tezlerini savunuyorlar.
Hükümet’in bazı bakanlarının(Abdüllatif Şener) teşvige sıcak baktığı anlaşılırken, IMF’nin çalıştığı en yakın bakanlar olan Ali Babacan ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan bu teşvike karşı çıkıyorlar.
Destek verenlerin en önemli argümanı, bu teşvik olmadan sistemin işlemeyeceği ve uluslararası fonların da iştahlı davranmayacağı yönünde. Karşı çıkanlar ise, önemli vergi kayıpları olmasından kaygılı. Kuşkusuz, devletin temel vergi topladığı kesimlerin ücretliler ve dolaylı vergiler olduğu anımsanınca bu kaygılar daha iyi anlaşılıyor.
Dolayısıyla, yasanın yürürlüğe girdiğini düşünelim. Eğer vergi teşviki varsa, herkes pozisyonunu (konut üreticileri de dahil) vergi teşvikinden yararlanmak için koşullar arayacak. Bunu Ercan Kumcu bugünkü yazısında anlatmış. Bu da vergi gelirlerinde azalmaya neden olacaktır.
Eğer yasa da vergi teşviği yer almazsa, bu kez de mortgage kredilerinden yararlanacak nüfus oranı son derece sınırlı olacak. Bu enflasyon rakamları ve faiz oranlarıyla alınacak kredilerin aylık taksitlerini ödemek deyim yerindeyse yürek isteyecek!
Dolaysıyla yasa bu durumda da beklenen sonucu vermeyecek. Yalnızca belirli gelir seviyesindeki kişilerin konut edinme sürecini kolaylaştıran bir yasa olarak kalacak.
Aslında bu noktada yasanın son şeklini almasından hemen önce ilgili bakanlıkların olasılık hesaplarını yapmış olması gerekirdi.
Şöyle ki, bu faiz oranlarıyla bir yıl içerisinde kaç kişinin kredi kullanabileceği, bu kredilerin ne kadar vergi kaybına neden olabileceği hesaplanabilirdi. Bu kayıpların da yeni vergi getirmeden nasıl karşılanabileceği planlanabilirdi.
Örneğin, mortgage kredilerinin yaklaşık 250 alt sektörüyle inşaat sektörünü büyüteceği, yeni yatırımların realize olacağı ve ekonomik hacmin büyümesiyle yeni vergi mükelleflerinin sisteme dahil olacağı; mevcut işletmelerin de iş hacimlerinin artarak ödeyecekleri vergi miktarlarının da yükseleceği de bir gerçek. Ayrıca mortgage sistemi kayıtlı ve gerçek rakamlar üzerinden işleyen bir sistem yaratacaktır. Yani vergiden kaçınmayı zorlaştıracaktır.
Dolayısıyla vergi teşvikiyle azalacak gelirler, yeni mükelleflerle karşılanabilir. Bu durumun ilgili kamu birimlerinin araştırmasıyla ortaya çıkarılması pek ala mümkün.
Vergi teşviki bir açmaza sürüklenmeden çözülebilir. Büyük bir konut sorunun yaşandığı ülkemizde vergi teşvikini yeni adaletsizliklere yol açmadan sisteme dahil etmek gerekiyor. Bu aynı zamanda devletin Anayasa’yla belirlenmiş sorumlulukları arasında.
Tabii tüm bu tartışmaların gelip kilitlendiği nokta ise, enflasyon ve faiz oranları. Bu enflasyon (yıllık yüzde 10) ve faiz (şu anda en düşüğü aylık yüzde 1.54) oranlarıyla mortgage sisteminin gelişmesi ise neredeyse imkansız. Vergi teşviki olsa da olmasa da eflasyon oranları önümüzdeki 2 yıl içerisinde yüzde 3-4′lere (bu da azami) indirilemezse, galiba bazı yasalar gibi doğru dürüst uygulanamadan rafa kaldırılan yasalardan birisi olarak kalacak.
Enflasyon rakamlarının yeniden yüzde 20′li 30′lu rakamlara doğru tırmandığı bir ekonomik ortamı ise düşünmek bile istemiyorum. Böyle bir durumda Maliye Bakanımızın mortgage yerine türetilen ve beğenmediği “tutsat” sözcüğü yerine yeni bir Türkçe sözcük arayışa girmesine hiç gerek yok. O halde bırakın öyle kalsın!

