Mortgage yasası ve gerçekler
Seçim yaklaşırken hükümet düğmeye bastı. Dokuz aydır TBMM’de görüşülmeyi bekleyen mortgage yasasını hayata geçirmek için adım attı. Ev almak isteyenler heyecanlı, konut işindeki girişimciler sevinçli. Siyasetçiler de bunun nemasını toplama peşinde.
Peki bu yasa ile her şey çözümlenecek mi, yoksa genel tabloda eksik ya da dikkat edilecek yönler var mı? Bunları irdelemek istedim. Her şeyden önce unutmayalım ki piyasa sistemi kurallarının geçerli olduğu bir düzende yaşıyoruz. Yasa yapmakla kimse kredi vermeye zorlanamaz. Faiz maliyeti yüksekse, ya da aylık taksitler ağırsa, konut kredisine talep de düşük kalır. Bunları dikkate almadan, mortgage yasasına ne yazarsanız yazın, kağıt üzerinde kalacaktır.
Yatırım kredisi
Yasa tüketiciyi koruma mevzuatı çerçevesinde düzenleniyor. Konut kredilerinin, yatırım kredisi olduğunu düşünmeden yapılan bu yanlışlık sonucu, yasa, konut kredisini kullananı korumaya yönelik bir düzenleme gibi algılanıyor.
Oysa, Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince’nin de belirttiği gibi, konut kredisi bir yatırım kredisidir. Bu tür krediyi kullanmanın amacı yatırımdır. Tüketim değildir. Avrupa Birliği’nin direktiflerinde de tanım bu şekildedir. Dolayısıyla, konut kredisini kullananı koruyacağım mantığı ile konuya yaklaşmak sistemi baştan başarısızlığa iter. Kredi veren kuruluşları zorladığınızda sistem çalışmaz. Kimse zarar edeceği ya da riske gözü kapalı gireceği bir yere kredi vermez.
İkinci bir nokta, faiz oranlarının düzeyi ve şekli ile ilgili. Mortgage kredilerinde faizler yüzde 10’un altına düşmezse bu olanaktan sadece üst gelir grupları yararlanabilir. Siyaset açısından da iç açıcı bir durum değildir.
Bunun için yüzde 4 olarak hedeflenen enflasyonun gerçekleşeceğinden piyasaların emin olması gerekir. Aksi takdirde Merkez Bankası faizi indirmez. Kredi kullanımı da düşük kalır. Herkes yararlanamaz.
Değişken faiz
Konut kredilerinin değişken faizli olarak verilmesini kısıtlayan hükmün kaldırılmasının olumlu bir gelişme olduğuna kuşku yok. Aksi halde ya bankacılık sisteminin riski artacak, ya da yurtdışı swap’ların bir limiti olması nedeniyle kredi olanakları kısıtlanacaktı.Burada kritik nokta, faizlerin genel düzeyinin artmamasıdır. Aksi taktirde oluşacak stres ve kayıplardan hem bankalar, hem de konut kredisi kullananlar nasiplerini alacaklardır. Faiz artışının ortaya çıkmaması için içten ve dıştan kaynaklanan olumsuz dinamiklerin etkisini güçlü bir biçimde yansıtan kırılganlıklarımızı azaltmamız gerekiyor.
Konut kredilerine en anlamlı katkının vergi muafiyetleri ile yapılacağına kuşku yok. “Muafiyeti kimlere tanıyacağım” şeklinde siyasi düşünceleri bir tarafa bırakırsak, bu olanağın önkoşulu bütçe imkanlarıdır. Hesabı ve kitabı iyi yapılarak ve IMF ikna edilerek bu yola girilebilir. Aksi taktirde mortgage’dan doğan ayrı bir kamu borcu cinsi daha yaratırız. Borçlarımıza ekleriz. Sonunda da bu kamu borcunu hep beraber öderiz.
Kaynak: Gazi Erçel

