Mortgage Kredi Kartı Batağına Dönmesin!

Türk halkını iki anahtarla buluşturma vaadi 1990’ların başında Türk siyasetinin gündemine girdi: Biri ev, diğeri otomobil.

Otomobil konusunda epey yol alındı. Son istatistikleri incelemeye gerek yok kanımca; yaşadığımız kentlerdeki bunaltıcı trafiği ve araç bolluğunu gözlemek yeterli.

Ev sahipliği konusunda ise sonuç o kadar parlak değil.

Kolay değil kuşkusuz; artık 4-5 bin YTL’ye bile alabileceğiniz otomobil bir tarafta, en mütevazisinin bile 40-50 bin YTL olduğu bir konut diğer tarafta. İşsizliğin yüzde 10’larda dolaştığı, ücretlilerin ezici çoğunluğunun gelir seviyesinin asgari ücret seviyesinde olduğu koşullarda konut sahibi olmak neredeyse imkansız.

Göçece toplum geleneğimizden mi geliyor, yoksa milli bir merakımız mı var, bilemiyorum ama konut edinmeye de çok meraklıyız aksi gibi.. Tabii yastık altında biriktirdiğimiz milli tasarruf aracımız altını da unutmamalı merak faslımızda. Konut edinenerek yerleşik hayata geçmenin uğraşını veriyoruz bir tarafan, diğer taraftan ise bunu başaramamanın ve yarın yaşamımızın nerede, nasıl ve hangi koşullarda süreceğini bilememenin tedirginliği altında en yoksulumuz bile elimizin altında altınları tutmayı yeğliyoruz.

Haliyle, Türkiye’de siyaset yapanlar için halkı etkilemenin en iyi araçlarından birisidir konut vaadi ve bu vaadi icraata dökebilme becerisi. Bugünlerde Mortgage Yasası’yla böyle bir beceri girişimi sözkonusu. Yüzde 10’lar sınırına kadar bastırılan enflasyon göreceli bir altyapı da yarattı. Ancak mortgage’ın ne anlama geldiğini, sistemin işlemesi için asgari koşulların neler olduğunu bilenler, bugünkü koşulların mortgage için yetersiz olduğunu hemen size anlatacaklardır. Ne var ki, “sistem hele bir başlasın, eksikler zamanla giderilir, düzeltilir” ruh hali risklerin yüksek sesle dile getirilemesini engelliyor; dile getirenlere de fazla kulak asılmıyor.

Tabii, bir siyasi partiyseniz ve üstelik iktidardaki bir siyasi partiyseniz ve bir de 3-5 aylık zaman dilimleri içerisinde birisi cumhurbaşkanlığı, diğeri genel seçim gibi iki önemli seçimi idrak edecekseniz, halk üzerinde heyecan dalgası yaratacak politikalara ihtiyacınız olabilir. Öyle anlaşılıyor ki, iktidar temsilcileri bu heyecanı mortgage’da buldular. Üstelik bu heyecanın yalnızca kentlerle sınırlı kalmayarak köylere kadar yayılmasını istiyorlar ve böylece hamlenin siyasi içeriği daha da netleşiyor.

Kimse yanlış anlamasın; ben de sağlıksız koşullarda, gecekondularda barınan, kiralık evlerle boğuşan halkımızın çağdaş koşullarda konut edinmesini ve bunun için en uygun koşulların yaratılmasını istiyorum. Ancak duygularımı bir kenara bırakıp aklımı devreye soktuğumda “5-10-20 yıl sonra nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalabiriz” sorusuna yanıt bulmakta zorlanıyorum ve işin içinden çıkamıyorum

1- Gelir seviyemiz çok düşük ve üstelik gelir dağılımız da çok bozuk,

2- Teknoloji geliştiremiyoruz,

3- Ekonomik sitemimiz üretimi değil tüketimi teşvik ediyor.

4- Sürekli harcıyor ancak tasarruf edemiyoruz. (Bu gelirimiz ancak harcamalarımızı karşılıyabiliyor, hatta karşılayamıyor şeklinde de okunabilir.)

Şimdi böyle bir tablo karşısında, konut edinme hayaliyle yanıp tutuşan halkımıza mortgage kredileri dağıtacağız. Yani memurlar, çiftçiler, işçiler karı koca maaşları biraraya getirip bankalara koşacak ve 20 yıl vadeyle krediyi kapıp evlerimize kurulacağız. Alacağımız konutların fiyatlarını dahi teleffuz edemiyorum.

Tüm bunları niçin yazıyorum?

Çok basit; iki yıl önceden başlayan mortgage efsaneneleri tehlike sinyalleri veriyor da onun için.

Herkes iştahlı maşallah! Türkiye’ye “para yağdıracak” uluslararası fonlar, bunlara aracılık edecek bankalar ve diğer finans kuruluşları, zincir emlak firmaları, sigorta şirketleri ve daha da çok konut edinme hayalleriyle yanıp tutuşan halkımız.

Yasa çıkacak, yönetmelikler yayınlanacak, kurullar oluşacak, yeni şirketler kurulacak, resmi izinler alınacak ve televizyon ekranlarını, gazete sayfalarını size cennet vaadeden reklamlar süslemeye başlayacak.

Sonra neler olacak?

Bence bu soruyu hali hazırda kimse düşünmüyor, tartışmıyor. Belki de tartışmaktan kaçınıyor.

Sistem devreye girince konut edinme eğilimi hızla artacak. Hele vergi teşviki ve Hazine garantisi de yasada yer alırsa bu hız daha da büyüyecek. Bir süre sonra arz yönlü artış da hızlanacak. Kira ödemekten bunalan çok sayıda kişi uzun vadeli borçlanmaların altına girerek ev sahibi olduğunu ‘sanacak’.

Sanacak diyorum çünkü günlük yaşanan ya da en fazla 3-5 ay sonrasının planlanabildiği bir ülkede bir çok kişi 20 yıl vadeli, on binlerce hatta yüz binlerce YTL borcun altına girecek. Yani insanlar gelecekteki potansiyel gelirleri karşılığı borçlanacak. Ve çoğunlukla borçlanırken uzun vadeli riskleri göz ardı etmeyi tercih edecek.

Genel ekonomik kriz potansiyelinin hala sürdüğü, en azından sektörler bazında sancıların yaşandığı koşullarda birçok kişi işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak. İşten ayrılan bir kişinin aynı gelirle bir başka iş bulabilmesi için harcadığı zaman içerisinde kredi taksitlerini ödeyemeyecek ve satın aldığını sandığı konutu 3 ay içerisinde elinden uçup gidecek.

İstihdamdaki daralmaya göre mortgage sisteminin genel bir krize dönüşme olasılığı artacak. Finans kuruluşlarının ellerinde temerrütten devralınılmış binlerce konut birikecek. Yasa gereği bu konutlar en kısa sürede satışa çıkarılması gerektiği için arz yönlü artışın da etkisiyle konut fiyatları hızla düşecek ve mortgage krizi derinleşerek büyüyecek. Böyle bir tablonun altından Türkiye’nin kalkması mümkün olmayacak.

Böyle bir riskin ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabilmek için bugünlerde gazete sayfalarına da yansıyan bazı haberleri okuyup ciddi anlamda düşünmeli.

Tüm bunları yazarken “Mortgage Yasası çıkmasın” demek istemiyorum. Türkiye gerçeklerini içeren bir yasa konut edinmeyi kolaylaştırabilir. Ancak her şey yasal sistemin varlığına terk edilmemeli. Yasal sistemin oluşmasıyla birlikte piyasa aktörü olacak her kişi ve kurum için “kar elde etmek ve para kazanmak” temel bir güdü halini alacak. Kuşkusuz serbest piyasa içerisinde anlaşılabilir bir kaygı.

Aslında bu yazı içerisinde anlatmak istediklerimin özü de tam da burada. Eğer fon yöneticileri, finans kuruluşları, aracılık hizmetleri sunanlar(mortgage brokerları, emlak müşavirleri), değerleme kurum ve çalışanları maksimum kar düşüncesi ve kaygısıyla hareket eder ve ödeme kabiliyeti zayıf kişilere hızlı biçimde mortgage kredileri dağıtmaya başlarsa işte o zaman orta vadede Türkiye’de olacakları düşünmek bile istemiyorum.

Sistem oyuncuları eğer sosyal sorumluluk kaygısını bir kenara bırakıp maksimum kar mantığına odaklanıp riskleri umursamazsa işte o zaman yalnızca kredi kullananların geleceğini değil kendi geleceklerini de tehlikeye atacaklar.

Herkes 2001 krinin yaşandığı günlerde rahmetli Sakıp Sabancı’nın “Bir gecede servetimin yarısını kaybettim” sözünü unutmamalıdır. Eğer sürdürülebilir bir sistem yaratamazsanız elde etiğiniz karlar tamamen sanal kardan öteye geçemez.

Sözü getirmek istediğim nokta şu: Sistem bir dönem(bence hala bu eğilim sürüyor) bankaların önüne gelene kredi kartı dağıttığı gibi mortgage kredisi dağıtılmamalıdır. Aksi halde hem sistem çökecek hem de çöken bu sistemin altında koca bir ülke, koca bir halk kalacak. Yıllarca biriktirdikleri tasarrufların birkaç ay içerisinde ellerinden uçup gitmesiyle mutsuzluğa gömülecek milyonlarca yurttaşımızın halini bugünden herkes düşünmelidir.

Cevap yazn.