Mortgage Nasıl Geliyor?
Sunday, November 19th, 2006Bugünlerde literatürde yeni bir terim herkesin dilinde dolaşıyor. Mortgage; yani bir başka deyişle ipotekli konut kredisi. Nedir bu mortgage, neden bu kadar popüler oldu, hayatımıza ne farklılık getirecek?
Mortgage in kelime anlamı zaten ipotekli konut kredisi. Her anlamıyla ülkemizdeki konut kredisi ile tamamen aynı. Dolayısıyla yeni bir şey değil. Gelişmiş ülkelerde konut kredisi ve mortgage diye ayrı kavramlar yok, ipotekli konut kredilerinin adı mortgage dir. Konut kredileri mortgage denen finansal araçlar aynı hazine bonolarında olduğu gibi ikincil piyasalarda el değiştirebilen menkul kıymetlerdir. Şöyle ki; bir banka çeşitli kaynaklardan elde ettiği (mevduat, sendikasyon kredileri v.b) tasarrufları ve uygun fiyatla elde ettiği kredileri konut sahibi olmak isteyenlere kredi olarak veriyor. Bu krediye ait pazarlama, gayrimenkul değerleme (ekspertiz) , ipotek tesisi, sigorta ve ödeme gibi hizmetler bankaca müşteriye veriliyor. Banka bu müşteri gibi birçok başka müşterisine de konut kredisi veriyor. Banka tüm bu müşterilerine verdiği bahsi geçen konut kredilerinin teminatını teşkil etmek üzere aldığı ipotekleri menkulleştirerek (yani sermaye piyasalarında işlem görebilecek tahviller haline getirerek) ülkemizde de kurulması planlanan Merkezi İpotek Kuruluşu gibi kuruluşlara (Alman Pfandbrief sistemi) üzerine bir miktar kar marjı ile satıyor. Ülkemizdeki konut kredileri ile mortgage arasındaki tek ve en önemli ana fark Türkiye de konut kredilerine dayalı olarak çıkarılacak tahvillerin henüz ikincil piyasa işlemlerinde alınıp satılamıyor olmasıdır.
Olaya banka açısından baktığımızda, banka vermiş olduğu kredilerin vadesinin dolmasını beklemeden ikincil piyasada değerlendirmiş oluyor. Bu nedenle piyasaya yeniden kredi olarak vermek üzere bir nakite sahip oluyor. Örneğin banka yıllık yüzde 30 faizle konut kredisi veriyor. Bu şekilde verdiği kredilerden sözgelişi 1000 adedini tahvil haline getirerek Merkezi İpotek Kuruluşuna yüzde 28 faizle satıyor, Merkezi İpotek Kuruluşu da elinde biriken portföyleri uzun vadeli fonlara para yatırmaya müsait kuruluşlara yüzde 27 faizle satıyor. Kimdir bu kuruluşlar? Emeklilik fonları, Sosyal Güvenlik Kuruluşları (Oyak gibi) Bu kuruluşlar neden bu fonlara yatırım yaparlar? Emeklilik kuruluşları ve Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının aktiflerinde bulunan nakdi, DİBS (Devlet İç Borçlanma Senetleri) ile değerlendirmektedirler. Bugünkü koşullarda en yüksek DİBS faizi yüzde 24 olduğunu kabul edersek bu kuruluşlar ellerindeki nakit fonları yüksek faizle değerlendirebilecekleri bir enstrümana sahip oluyorlar. Bu tip şirket ve kuruluşlar ileriye dönük bu tip uzun vadeli fonlarını halihazırda değerlendirme olanağı kısıtlı olduğundan gelecek getiri oranlarını ancak tahmini verilere dayalı olarak verebilmektedirler. Ancak, 20 yıl vadeli finansal araçlara yatırım yaptıklarında ve bu enstrümanlara ait faiz oranları da baştan belli olduğundan bu tip yatırımcılar için bu fonlar kaçırılmayacak yatırım araçlarıdır. Ayrıca bu tip fonlara ipoteklerinin sağlam olması kaydıyla yabancı kuruluşların da ilgi göstermesi kaçınılmazdır. Gelişmiş ülkelerdeki konut kredisi enstrümanları ve faizleri daha detaylı incelendiğinde ülkemizde halihazırda uygulanan hazine bonosu faiz oranları gibi değişkenlik göstermektedir. Bu durumda müşteriler faiz oranları düştüğünde kredilerini kapatıp, yeniden (re-financing) daha düşük faizli konut kredisi alabilmektedirler. Ancak ülkemizdeki hukuk sistemi içerisinde borcunu ödemeyenlerin evinin haczedilip paraya çevrilmesi işlemi uzun bir süreç aldığından, ayrıca konut kredisi kullanmak için gerekli bürokratik işlemlerin fazlalığı halihazırda değişken faiz uygulamasının ani olarak hayata geçirilmesini engelleyecektir. Yine de SPK tarafından hazırlanan İpotekli Konut Finansman Sistemine İlişkin Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı Taslağında bu problemlerin önünün açılmasına gayret gösterilmiştir. Her ne kadar bu tip yasa ve yönetmelikler çıksa da ülkemizde reel faizlerin yüksek seyretmesi bu sistemin uygulamaya geçilmesindeki ön önemli engeldir. Çünkü; matematiksel olarak aylık kredi faizlerin yüzde 1 in, hatta yüzde 0,5 in çok altında bulunması ana gerekliliktir. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Örneğin; aşağıdaki tabloda değişik vadeler ve faiz oranlarına göre aylık taksit ödemeleri sunulmuştur. Tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere faiz oranının yüksek olduğu durumda vadenin artmasının tüketiciye hiçbir avantajı olmadığı gibi tam aksine boş yere uzun vadeli taksit ödemeye mahkum olmaktadır. Dolayısıyla günümüz kredi faizi koşullarında bu uzun vadeli krediden söz etmek mümkün değildir. Yani başka bir deyişle, 100 yıl vadeli kredi almak ile 10 yıllık kredi almak arasındaki yegane fark boş yere 90 yıl daha taksit ödemektir. Basında lanse edilen ve yıllık yüzde 6,5 (aylık yüzde yarım) gibi oranlara göre hesaplanarak yansıtılan ödeme planları bugünkü ve hükümetin ileriki yıllarda öngördüğü enflasyon hedeflerinin tutması durumunda dahi yakalanamayacak oranlardır.(Mortgage kredilerinin çoğunlukla kullanıldığı Amerika Birleşik Devletlerinde şu anda en elverişli oranlar 30 yıllık sabit ödemeli bir kredi için yıllık yüzde 5,625 dir.)
Bu koşullarda, reel faizlerde bir azalma olmaksızın bu sistemden bahsetmek hiçbir şey ifade etmemektedir. Ayrıca reel faizlerde yaşanacak düşme , ülkemiz gibi gayet kırılgan ekonomiye sahip ülkeler için reel faizlerin yeniden yükselme ihtimalini de hemen ortadan kaldırmamaktadır. O zaman, reel faizin düşmesi ve bu durumun birkaç yıl istikrarlı halde sürdürülmesi bu tip uzun vadeli konut kredilerinin kullanılmasını cazip kılacaktır.
Konuya ayrıca vade uyumsuzluğu tarafından bakıldığında da halen ülkemizdeki tasarruf mevduatı ve diğer mevduatın vade ortalamasının 1-3 ay arasında olduğu ve bu şekilde elde edilen fonların 20-30 yıl gibi uzun vadeli krediler için kullandırılması mümkün değildir. Vadenin uzaması yukarıda bahsettiğim gibi ancak ekonomideki iyi görünümün istikrarlı olarak devamı ile mümkün olabilecektir.
Son günlerde basında gördüğümüz ve kira öder gibi ev sahibi olma hayali yukarıda açıklanmaya çalışılan matematiksel veriler ışığında bugünkü şartlar dahilinde önümüzdeki birkaç yıl için mümkün görülmemektedir.
Feza VARLIK
Gayrimenkul Değerleme Uzmanı








mutluluk, büyük bir heyecan gördüğünü belirten Calatrava, oluÅŸan fenomeni şöyle açıklıyor: “Yaptığım eserlerin çoÄŸu halka hizmet eden tasarımlardır. Ancak bu eserleri kullanacak olan insanlarda ortaya çıkan mutluluk yalnızca yeni bir bina veya yapıyı kullanacak olmaktan kaynaklanmıyor. İnsanları asıl etkileyen, birilerinin bu yapıları tasarlarken onlara farklı bir ÅŸey vermek için çalıştığını fark etmeleri oluyor. Yani insanlar yalnızca ekmek istemez. İnsanlar aynı zamanda o ekmeÄŸin kendilerine sevgiyle verilmesini de ister. Kimi zaman sunuÅŸ ÅŸekli asıl üründen çok daha önemli olabilir. Mimari de böyle bir ÅŸey…”
İspanyol mimar, eserlerinde çıkış noktası olarak doÄŸada bulunan formları kullandığına dikkat çekerek, “İnsanlar bu formları hayatlarının bir aÅŸamasında mutlaka gördükleri için bu çizgileri zaten tanıyorlar. Bu nedenle doÄŸal çizgilere sahip hiçbir tasarım insanlara yabancı gelmiyor” diyor. Calatrava’yı meslektaÅŸlarından ayıran diÄŸer bir özellik ise İspanyol mimarın teknik vasıflarını yanı sıra sanatçı kimliÄŸinin de olmasında yatıyor. Hem ressam hem de heykeltıraÅŸ olan Calatrava sanatın da kendisine verdiÄŸi tüm yetenekleri mimari alana yansıtıyor. ABD’nin Milwaukee kentinde bulunan sanat müzesi, Calatrava’nın tüm özelliklerinin adeta dışa vuruÅŸunu temsil ediyor. Her açıdan farklı bir görünüme sahip olan bina baÅŸlı başına devasa bir sanat eserini andırıyor. İşte Calatrava’nın benzersiz eserlerinden seçmeler…
Ormanda yaÅŸamak isterim, torun tosunla…
yaşadığı ortamlar hayata geçirildi.
bir evde yaÅŸamayı hayal ettiklerini anlatmaları istendi. Tepe İnÅŸaat’ın saÄŸladığı bir konteynırın içi işçilerin kullandığı gerçek eÅŸyalarla donatıldı; verilen cevapların yayınlandığı eski bir televizyon konteynırın içine yerleÅŸtirildi. Sergi, 39 metrekarelik alanda, Maçka’da Cumhuriyet Parkı’nın ortasında açıldı.
orman içinde, en azından bahçeli ve tenha bir yerde. İşçiler, ’sevdiklerim yanımda olsun, etraf da sessiz olsun’ düşüncesine sahip. 20 işçiden genç olan ikisi dışında hiçbiri lüks peÅŸinde deÄŸil. Onlar ise bir gün BoÄŸaz’da yaÅŸamanın hayalini kuruyor.

